Halitler ve Süreyyalar
Merhabaaa ! Nasılsın ? Arka planda Leonard Cohen açtım ve amacım ‘serbest çağrışım’ tekniği ile sohbeti sürdürmek. Masamdaki eşyalara bakıp onları kafamdakilerle ilişkilendireceğim. Hadi başlayalım.
Masamda solmuş bir biber(halit) ve solmuş bir gül(isim koymadım) var. Odaya giren biri onları görünce benim sorumluluk sahibi olmadığımı düşünebilir. Bitkiden anlayan biriyse bana biberi masana değil cama koysaydın da güneş alsaydı diyebilir. Ama kimin ne düşündüğünün ne önemi var ? Koparılan güllerin kaderi zaten bellidir, solarlar. Güllerin solmuş halleri de çok güzeldir kitap aralarında. Özellikle yıllar sonra bulununca ve hikayesi hatırlanınca aniden. (Romantik bir akşamıma denk geldin :) Ben onların solduğunu fark edince nedenini sorguladım ilkin. Ne yapmış da unutmuştum ya da daha az önem vermiştim onları sulamaya, sevmeye diye düşündüm. Çünkü her şey sıralıdır. Biz sıraya koyarız sonra altta kalanlar silinir zamanla. Dönüp dönüp neleri üste çıkardığıma bakıyorum. Nelere, neden öncelik verdiğime, verdiğim bu önceliği hak edecek kadar yeri olup olmadığına hayatımda falan. Yine öyle yaptım. Kendimce geçerli sebepler buldum sonra ve veda ettim ikisine de. Neyse ki bizim Süreyya(kaktüs) dayanıklı da üstüne o da solmuyor sırt çevirdiğimde. Neyse ki Süreyya dayanır. Ben su vermeyi unutsam da, konuşmasam da günlerce onunla bir yolunu bulur o hayatta kalmanın. Süreyya ne hissediyor, ne düşünüyor acaba bununla ilgili.
Planlayıcım var bir tane. Kapağındaki kadın gülümsüyor bana. Ben de ona(mahcup mahcup). Ben çok iyi planladım her şeyi, planlarım. Klişe ama gerçek şu ki hayatın kendi planları olur ve onlara uyarsın. Ben de öyle yaptım. Hayır bu akışına bırakmak değil, akıp gitmez her şey çünkü. Şimdi akıp giden bir dere düşün. Yok o hayat değil, hayat o derenin yatağı olsun. Akıp giden suyu zaman olarak düşün. Derenin iki tarafında asılı şeyler var. Onlar yeri belli, hep orda orda duracak olan şeyler. Belki ilerde daha güzelleri ya da aynıları da asılı ama bundan hiçbir zaman emin olamıyorsun. Çünkü o kadar uzağı göremiyorsun. Bu asılı şeyler belirli görevler gibi. Durup yapınca genişliyor bazen dere yatağın, renkleniyor bazen, uzatmış oluyorsun bu yatağı bazen kısaltmış Her neyse. Zamanın yani suyun seni ideal bir hızda sürüklediğini düşün. O sırada asılı olan her şey ile ilgilenecek az çok vaktin var. İşte ben şu sıra onlarla ilgilenmek yerine uzaklara bakıp ayaklarımla şıpır şıpır suyla oynuyorum. Şuanda seninle konuşmak tam olarak bunu ifade ediyor. Buna ihtiyaç duyuyorum. Beni dinlediğin ve çalışma masama konuk olduğun için mutluyum. Bol bol su iç. İçine temiz hava çek ve güzel şeyler düşün.
Güzel geceler :)