Turuncu vakit tutamağı


Merhaba, nasılsın acaba şuan. Hayatında olup bitenleri bir tartının iki tarafına koyduğunda umarım iyi giden şeyler ağırlık yapıyordur. Ve sen de bunlara daha çok odaklandığın için mutlusundur. Hayatın matematiğinde kaybolmuş bir Zeynep yazıyor şuan. Bir Oblomovluk hali var üzerimde bir süredir, yazmama da engel oldu. Senle konuşmayı özledim. Turuncu vakitlerin birinde yine elime daktilodan bir miktar daha çirkin teknolojik aletimi aldım ve hazırım. Turuncu vakit günün en sevdiğim vaktidir. Güneş batmaya başladığında beyaz perdesi örtülü bir odanızdan eve nostalji turuncusu bir renk yayılır. Günün herhangi bir vaktinden daha anlamlıdır o benim için. Ne yaşıyor olursam olayım gözlerimi kapattığımda ve bu manzarayı hayal ettiğimde mutlu oluyorum. Tutamağım sanırım bu benim. Tutamak sorununu Aylak Adam okuyanlar anımsar, okumayanlar için kısa bir alıntı yapacağım.

‘Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur, kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır.’

Sen nasıl çözdün bu tutamak sorununu ? Neye tutunuyorsun hayat treni ayaklarının altından kayıyor iken? Her ne ise tutamağın o çok değerli senin için. Ayakta durmanı sağlayan şey çünkü. Belki bir tane var belki birkaç tane. Şimdiye kadar onları hiç fark etmeden yaşadın belki. Belki bir futbol takımıdır, belki evcil hayvanın. Bir başkası için önemli değilse de o senin tutamağın. Alıntının devamında gülünç bir tutamak örneği olarak Veli Ağa’nın bir çift öküzüne tutunması verilmiş.( Veli Ağa öküzlerinin çok beğenilmesini istermiş.) Ve sonrasında ise gülünç ve sahte olmayan aradığı tek tutamaktan bahsetmiş: Gerçek sevgi. O bir kadından bahsediyor olsa da ben de sevginin çok doğru ve gerçek bir tutamak olduğunu düşünüyorum. Duyguların her birine güvenim gün be gün azalsa da sevmek olayının her zaman ve her yerde verdiği güce tutunmalı diye düşünüyorum. Üstelik tutunduğun şey seni diğer insanlardan ayıran bir kişilik özelliğin gibi oluyor. Öküzlerine tutunan Veli Ağa ile bir kadına tutunan iki insanın farklı olması gibi. Çektiğin tutamak ne denli yıprandıysa o kadar inatçısındır. Ne kadar çok tutamağın varsa o kadar kalabalıksın kendi içinde. Ne kadar güçlülerse o kadar güçlü duruşların var senin de. Onları keşfetmek kendini de keşfetmek aslında.

(…)

Sürdürmek uğruna hayatımızı

bu kadar sıradan olmasaydık

ve bir an, hiçbir şey yapmasaydık,

belki dev bir sessizlik

yarıda kesebilirdi kederini

kendimizi hiç anlamayışımızın,

kendimizi ölümle korkutmanın,

belki de toprak öğretecek bize

ölü görünen her şeyin

aslında canlı olduğunu

Şimdi on ikiye kadar sayacağım

sessiz olun, ben gideceğim.

(Sessiz Olmak/Pablo Neruda)

Güzel geceler dilerim :)