Zeynep'in yarısı Edebiyattır
Merhaba, nasıl gidiyor hayat ? Şuan nasıl bir an yaşadığın ? Bir şeylerin başında ve heyecanlı ya da üzgün müsün, ortasında ve düşünmeyi bırakmış halde misin ya da sonunda ve buruk ya da mutlu musun bilmek isterdim. Nasıl hissettiğin sürecin neresinde durduğunla ilgili biraz. Sen her neresinde duruyorsan, bugün biraz bana yaklaşmanı istiyorum. O süreçler birbirini kovalar, seni kısa bir süreliğine koparayım.
Aklımda sana buraya nasıl geldiğimi ve bu bloğu yazana dek geçtiğim bütün okuma-yazma serüvenini anlatmak var ama 10 yaşımdayken ablamın zorla okuttuğu klasikleri anlatmak mantıklı gelmedi şuan. O yüzden sana en önemli noktaları anlatacağım. Liseye başladığım yıla tekabül eden Van depremi ve sonrasında yaşadığım zor süreçler psikolojimi kötü etkilemişti ve zaten sessiz bir insanken(o zamanlar) daha da az konuşmaya başlamıştım. Annem bizimle konuşmuyorsun bari bir defter al da içini ona dök gibi bir cümleyle beni yazmaya teşvik etti(iyi ki). Bir kaç ay içinde günlükler, öyküler, şiirler yazdığım karmakarışık iki defterin sonuna geldim. Yazdığımı kimseye okutmuyordum ve kendim de dönüp asla okumuyordum çünkü çok kötüydüler. O sıra binaların onarımları bitti ve okullarımıza döndük. Ben sonrasında hiç yanından ayrılmayacağım edebiyat öğretmenim Muharrem hocayla tanıştım(Kendisinin de bu anlattığım serüvende epey emeği var). Muharrem hoca bana bir şiir yarışmasından bahsetti ve sonra bir anlık cesaretle o defterden bir şiiri düzenleyip gönderdik. Sonra kazandığımı öğrendim ve geriye kalan öykü, şiir, makale yarışmalarına Muharrem hocayla birlikte harıl harıl çalıştık(altınlar kazanıyordum, para da gözümü boyamış olabilir :)). Hayatım hala kötüye gidiyordu. O kötüye gittikçe ben daha çok yazıyordum. Yazdıklarımın çoğunu sevmiyordum ama yazmak eylemine aşık olmuştum. Okulun dergisine yazmaya başladım, sonra bir arkadaşımla dergi çıkarmaya başladık( ah nerede o ‘hayal-et’ in matbaadan gelmesini pencereden heyecanla beklediğim günler…). Sınava hazırlanana dek romanlar okudum, kurgular yazdım kafamda, şiirle tanıştım, tiyatroyla tanıştım. Edebiyatın iyileştirici etkisiyle başka bir dünyada yaşamaya başlamıştım, sorunlarla dolu dünyamdan uzaktım. Üniversite hazırlık sürecinde uzak kaldığım edebiyata üniversitenin ilk yılı tekrar ihtiyaç duymuştum. Ailemden ilk defa uzak kalmak epey zorlamıştı beni. O sıra tesadüfen Furuğ Ferruhzad ile karşılaşıp onun şiirlerini okumaya başladım. Yalnızlığımı anlıyor gibiydi. Yaşadığım bütün sıkıntıları o da yaşamış gibiydi. Hala çok seviyorum onu okumayı. Zweig okudum biraz, biraz Shakespeare. Evi daha az özlemiyordum ama edebiyatın da sağladığı ruhsal sağlığın yardımıyla Ankara’da da ailemi kurmaya başladım(<3). Sonrasında bir topluluğun Edebiyat komitesinde görevler aldım, bazı yazarlarla, şairlerle iletişim kurma imkanı buldum, edebiyatı seven güzel insanlar kattım hayatıma. Sonrasında soğuk Ankara’nın sıcak köşesi Bambu kültür evine düştü yolum. Etkinliklerine çokça katılım göstermemden ötürü bir aşinalık kazanmıştım. Bambu tiyatro ve kültür sanat dergisinde çalışmak için yaptığım başvuru reddedilmedi ve şuan editör yardımcılığı ve yazarlık yaptığım güzel bir oluşumun içindeyim(Teşekkürler Ozan abi). İşte böyle süregeldi benim yazmak maceram.
Kitap kurdu diyemezsin bana çok kitap okumam ya da kalemi kuvvetli biri değilim ona daha çok var, ben sadece okumaya ve yazmaya ihtiyaç duydum. Özellikle bir şeyler yolunda gitmediğinde, zamanımı doldurmaktan keyif alacağım bir şey aradım ve buldum. Şuan okuduğun bloğun yegane sebebi budur. Bana bu yolda eşlik ettiğin için teşekkür ederim.
Güzel geceler dilerim