Biraz dertleşme biraz felsefe
Hoş geldin. Nasılsın? Bugün yazıp yazıp siliyorum aklımdakileri. Sana anlatmak istediğim çok şey var bugün ama nereden başlasam nasıl anlatsam gibi sorulara cevap bulmak zor geliyor. Beni üzen bazı şeyler oldu yakın zamanda. Sanırım buradan başlıyorum şuan. Çok değer verdiğim birine kırıldım. Evet çok yaygın bir üzülme sebebidir. Sebebini merak edersen eğer beklentilerimin sonuçlarla uyuşmaması ,süreçlerin beklentilerimi baltalaması ya da hiç beklemediklerimin şaşkınlıkları gibi çeşitli sebepleri var. Gün geçtikçe azalır bu kötü hisler diyorsan şuan evet ben de buna inanıyorum ve metinim bu konuda :) Eğer sadede gel diyorsan hemen geleyim, senle konuşmak istediğim kısım şu ki ben bunların ne kadarı acaba benimle ilgili diye düşünmeye başladım. Yani eğer duruma, benim yorumlarımı ve öncesindeki beklentilerimi bilerek odaklanırsan, ancak o zaman benim gibi kırılabilirsin sen de. Aksi taktirde sana epey olağan gelebilir her şey. O halde ne kadarı benimle ilgili yaşadıklarımın ?Yeni yeni hakkında bilgi edindiğim Stoa felsefesi cevap veriyor bu soruya ve diyor ki yaşadıklarının insanlar üzerindeki etkisi onların yorumlarıyla alakalıdır. Bunu açmak gerekirse, sosyal düzenin içinde yer alan ya da kendi oluşturduğumuz çerçevelere olayları oturtup onlara üzülmemiz icap ediyorsa üzülüyoruz ya da iyi gibi algılayıp mutlu oluyoruz demek istiyorlar. Peki ne yapalım ? Üzüntü yaşamamak için nasıl bütün perspektiflerimizi değiştirip yeniden kuralım diye sorarsan ona da makul bir cevapları var: güç ikiliği. Güç ikiliği teorisine göre gücümüz dahilinde olmayan herhangi bir şey için endişelenmek pek akıllıca değil. Bazı şeyler ise gücümüz dahilindedir yani onlara etki edebilir ya da değiştirebiliriz. Bu tür şeyler için de harekete geçmek yerine endişe duymamız yine akıllıca değil. Epiktetos’un Düşünceler ve Sohbetler kitabında bu durumu anlatan güzel bir örneği var paylaşmanın tam yeri diye düşünmekteyim.
‘Her hadisede elimizde olanı yapmalı ve gerisi için sakin ve metin olmalı. Deniz yolculuğuna çıkmak mecburiyetindeyim, ne yapmalıyım? Yolculuğa çıkılacak gemiyi, kaptanı, tayfaları, mevsimi, günü. rüzgarı iyi seçmek; işte elimde olanlar. Denize açılır açılmaz dehşetli bir fırtına koparsa, bu benim önceden kestirebileceğim, elimde olan bir şey değildir; bu kaptanın vazifesidir. Gemi batıyor, ne yapmalıyım? Elimde olan neyse onu yaparım, feryad-ü figan etmem, kendimi yiyip bitirmem.(…)’
Bunu analiz etmek ve hayatıma uyarlamak ne kadar zor bilmiyorum ama stoacıların kaygı, üzüntü, endişe gibi negatif duyguları minimuma indirme amaçları ilgimi çekti baya. Tabi onlar negatif duyguları tamamen yok edebileceklerine emin olsalar ederlermiş de ben bu duygulara bazen de ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum. Yani endişeye ya da kaygıya bazen gerçekten ihtiyaç duyarız. Bir sınav ya da bir yarışmada optimum kaygı düzeyinin yardımının olması gibi örnekler verebilirim buna. Stoacılar başka itici güçlerin de bu denli etkili olabileceğini söylüyorlar, belki de doğru söylüyorlardır bilemiyorum. Sana hitap edebildim mi bugün bilmiyorum. Eğer küçük de olsa bir fark yaratabildiysem düşüncelerinde bu bana çok iyi gelir. Yazımı buradan yavaş yavaş sona götürürken sana bir kaç şey daha demek istiyorum. Nasıl ve nereden bakarsan bak yaşadığın şeye, bir gün geleceğini ve onu artık yaşamıyor olacağını sık sık hatırlat kendine. Bu kötü şeyleri hafifletiyor ve iyi şeylerin değerinin farkına varmana yardım ediyor. En kısa zamanda yine buluşmak dileğiyle,
Güzel rüyalar dilerim :)